17.4.09

İyi haberler serisi(2)

İyi haberler serimin ikinci başlığının saatlerin ileri alınmasıyla beraber gelmesi gerekiyordu. Nedense bu sene saatler gün ışığından bir saat fazla vermek yerine sadece uyku saatimden bir saat aldığından iyi bir haber olamadı. Bir türlü ısınmayan hava ve kasvetli gökyüzü yüzünden baharın geldiğini farkedemedim. Takvimin dürtmesi ve soğuğun beni geri püskürtmesi arasında sıkıştım kaldım. Ve müjdeyi veremeden baharın ortasına geldik.

Bu sabırsızlık sadece bende değil. Kışlık giysilerim de hazır asker gibi dolabımın kapağına yığıldı, kaldıramadım. Hâlâ yıkanıp naftalinlenecekleri zamanı bekliyorlar. Geçen yaz güneş görmeyen serin evim dolayısıyla iliklerime kadar ısınamamam bu yazı büyük bir heves ve açlıkla beklememe yol açıyor. Belki de o yüzden ilkbaharın yaza çalmasını daha doğrusu yazdan çalmasını istiyorum.

Her ne kadar asfalt yol kenarlarında açmış papatyalar, sarılı morlu kır çiçekleri bir kıvılcım çakmaya uğraşsa da kafamda, buzlarımın çözülmesi için daha fazlasına ihtiyacım var. Bekliyorum. Kalorifer kokusuz bir akşamüstü serinliğini, çorapsız giydiğim ayakkabılarımın içinde ayaklarımın üşümemesini. Güneşin bulutların arkasına saklanmayarak bir batında yüzümü yakmasını.


Ihlamurların veya taze biçilmiş çim kokusunun sokak aralarını boyamasına çok çok az kaldı. Bunu bilecek kadar yakınız bahara. Gün ışığımız da bol artık. İşten çıkıp eve gittiğimizde (mesaisi sarkmayan şanslı insan kitlesini düşünerek söylüyorum) aydınlıktayız. Evde ufak bir mola verip dışarı çıktığımızda aydınlıktayız. Hafızamızı kandırırsak bir cumartesi akşamüstünü yaşıyormuşuz gibi yapabiliriz. Artık yürüyüş mü sığdırırsınız bu akşamüstüne, bir arkadaş buluşması mı, evde manzaralı bir balkon keyfi mi... size kalmış. Tadını çıkarın:)

9.4.09

Etiketsiz blog, kirpiksiz Türkan Şoray'a benzer!!!

Derdim büyük... Büyük hayallerle açtığım bu blog sayfamda hala bir karınca adımı yol katedebilmiş değilim. Bilgisayarın başına oturmadan aklımdan, hayalimden bir çok fikir geçmekte, gözümün önünde bir çok kare belirmekteyse de, yüzümü ekrana çevirdiğim o an hepsini pamuklara sarmalıyor ve mis amber kokulu dolaplarımın içine tıkıyorum. Bilinçaltımın yaptığı bu oyunun arkasındaki nedeni çok iyi biliyorum. Emektar dizüstü bilgisayarım bana bir iç çekişle bakıyor o sıra. Ben de anlamamazlığa geliyorum yeni mail var mı diye kurcalarken içini.

Havalarımız ısındı, papatyalarımız açtı. Daha ılık ıslatıyor şimdi yeri yağmur. Aşka gelecek bunca uyanış, diriliş sembolu varken ben görünmez bir alemden kıpırdanma bekliyor gibiyim. Kendimi dinlemeyi ertelediğim müddetçe bu olacak iş değil. Hele de teknik olarak önümde yığınla düğüm varken.

Bu aralar en popüler bilmecem bloglarımı etiketlerine göre nasıl sınıflandıracağım ve bu etiketlere göre nasıl arşivleyeceğim. Bilmiyorum ve öğrenEmeyerek daha büyük ayıp ediyorum. HTML'lerin içinde yüzdüm, şablonumu değiştirdim, blog sitelerine girdim ama bulduğum cevaplar hep benim aslında sınıflandırdığımı varsaydıkları etiketlerin düzeniyle ilgili. Yine kronolojik sıralamaya kalıyorum. Malzeme var, gelin görün ki ambalajın beni yansıtmaması içime yedirtiyor içimi.

Yapı olarak düzenliyimdir, evime gelen konukların ilk dikkatini de bu çeker. En fazla salondan mutfağa gitmemiş bir fincan bulurum salonda sabah uyanınca. Bozuk paralarımın kitaplık rafında dağınık bulunması, fişlerimin cüzdanımdaki dertop halleri vereceğim en büyük tavizlerdir. Konu yazılarım olunca, hassas davranmam bu yüzden. Henüz yazılarıma başlık açamazken tepemde yanan fikir lambalarım ">>zip:bold}}jkghdj+%&/" işaretleriyle çarpışıp patlıyorsa ben ne yapabilirim?

Umarım bir gün blogspot'un gizemli şifresini ben de çözer, sultanın kirpiğinin ettiği gibi nice okuyucular cezbederim.


O zamana kadar yeni şablonumun keyfini çıkarın :)

düzeltme: 14.04.09 itibariyla konu başlıklarını saklandıkları yerden çıkarmayı başardım:)