Bu sabırsızlık sadece bende değil. Kışlık giysilerim de hazır asker gibi dolabımın kapağına yığıldı, kaldıramadım. Hâlâ yıkanıp naftalinlenecekleri zamanı bekliyorlar. Geçen yaz güneş görmeyen serin evim dolayısıyla iliklerime kadar ısınamamam bu yazı büyük bir heves ve açlıkla beklememe yol açıyor. Belki de o yüzden ilkbaharın yaza çalmasını daha doğrusu yazdan çalmasını istiyorum.
Her ne kadar asfalt yol kenarlarında açmış papatyalar, sarılı morlu kır çiçekleri bir kıvılcım çakmaya uğraşsa da kafamda, buzlarımın çözülmesi için daha fazlasına ihtiyacım var. Bekliyorum. Kalorifer kokusuz bir akşamüstü serinliğini, çorapsız giydiğim ayakkabılarımın içinde ayaklarımın üşümemesini. Güneşin bulutların arkasına saklanmayarak bir batında yüzümü yakmasını.

Ihlamurların veya taze biçilmiş çim kokusunun sokak aralarını boyamasına çok çok az kaldı. Bunu bilecek kadar yakınız bahara. Gün ışığımız da bol artık. İşten çıkıp eve gittiğimizde (mesaisi sarkmayan şanslı insan kitlesini düşünerek söylüyorum) aydınlıktayız. Evde ufak bir mola verip dışarı çıktığımızda aydınlıktayız. Hafızamızı kandırırsak bir cumartesi akşamüstünü yaşıyormuşuz gibi yapabiliriz. Artık yürüyüş mü sığdırırsınız bu akşamüstüne, bir arkadaş buluşması mı, evde manzaralı bir balkon keyfi mi... size kalmış. Tadını çıkarın:)
