Benimse ne uzağımda kalmış gençliğim
ne yakınımda, çok aradayım. Bırakmak istemediğim bir anı birikimi, her birini
yaldızlı kâğıtlara sarmışım, sinema biletlerine, bira etiketlerine, kısa ders
aralarında en geyiğinden yazılarak kitap aralarına sıkıştırılmış post-itlere. İlk
gençliğim canlı bekliyor belleğimde, elleşilmemek istiyor, orada rahat. Bugünün depresyonlarına kurban edilmemek istiyor. Hiçbir
yeni hüzün bulaşmasın, sünger gibi sıkıntıyı emerek
kirletmesin kendini.
Bu yüzden önce etten bir duvar
ördüm gençliğime, en kutsal hüzünlerime, mihenk taşlarıma, kavrulduğum
ateşlere.
Duvarı dışıma ördüğümü sandım, meğerse ben dışarıda kaldım. Ateşten uzak, coşkudan uzaklığımın açığını en çok
kaçındığım o iş dünyası saydamlığıyla, donukluğuyla tamamladım. Sonra gelsin
kendimden soğumalar, yabancılaşmalarım. Eskinin hüznüne bile hüzün
ekleyememelerim, sıradanlaşmalarım. Eve
yorgunlukla gelmeler, TV karşısında koltuğa çökmeler, yemek siparişleri ve
gerisini biliyorsunuz. Bedenime etten duvar ördüren, beni yaratığa döndüren şişmeler...
Bu halden kurtulamamalar... Vücudumun iyiden iyiye SOS vermeleri.
Biliyorum bana düşen bu çığlığı
duymak, ruhumun dinlenmesi artık yeter. Damıtarak şimdinin getirdiğini, hayallerime
yakıt yapacağım. Islıklar çalacağım, yapraklara basarak yürüyeceğim, tek başıma
yaz geceleri kaldırımları arşınlayacağım yine. Yağmurun ve çimin kokusunu içime
çekeceğim, sırtımı gerip sabahın sesini dinleyeceğim uyandığımda. Yanımda oturanların
sohbetine ortadan dalacağım, barış ve umut dolu sözcükler dökülecek ağzımdan. Çocukları gördüğümde selam vereceğim sebepsiz,
gülümseyeceğim, konuşacağım havadan sudan… Çoğu sadece hafızamda kalmış olsa
da, hissini de yakalayacağım o gençliğimin. Şimdimin suretine eski bir dost eli
gibi uzanacak o ilk gençliğim. O etten duvarı yıkacağım, bir heykeltıraş gibi
bu bedenimi kazıyacak ve içimdeki o kendine güvenen, umut dolu, her daim
arayıştaki kızla kucaklaşıp hasret gidereceğim.
Sonra yine başlayacağım yeni hikayeler
yazmaya… Yeniden, başka coğrafyalarda.