İnsan kızları doğar, büyür, okur, işe girer... ve evlenirdi. Tabi ya, komşu kızları evlenir, kuzenler evlenir, arkadaşlar evlenir, bazen ikinciye evlenirler...bazen o evlenenlerin çocukları da büyür ve evlenirdi...
Bazı insan kızları da okudu, işe girdi, ikinci üniversitesini bitirdi, dil kurslarına gitti, hobiler edindi, sertifikalar aldı, sonra işinde de terfiler aldı... ve evlenemedi.
İlişkileri oldu, sevdi, sevildi, umut etti, sabretti, affetti, düzeleceğini bekledi.. ve her işte bir hayır vardı, evlenemedi.
Yeni kişilerle tanıştı, güzel güzel giyindi, CV okur gibi hayatın, 5 sene içinde kendini gördüğü yerlerin, geçmiş başarı hikayelerinin ve beklentilerin anlatıldığı, takım çalışmasına yatkınlığa dikkat çekildiği date night'lara iştirak etti... ve hiç değilse güzel bir yerde bir akşam yemeği yenmişti, evlenemedi.
Kız arkadaşlarının dert dinleme tekkesi oldu, başka kız arkadaş tekkelerine uğradı, kişisel gelişim kitapları okudu... ve en azından ne istemediğimi biliyordu, evlenemedi.
Yogaya başladı, spora gitti, yürüyüşler yaptı, perhiz yaptı, detoks yaptı, zihnini boşalttı... ve hayat her haliyle güzeldi, evlenemedi.
Instagramda ilişki ve hayat gurularını takip etti, nefes egzersizleri yaptı, aile haritalarını çıkarttı.. ve hadi artık ne zamandı, evlenemedi.
Evlenmedikçe evlilik bir periler ülkesi, Kaf Dağı'nın tepesindeki bir bahçe gibi, gizemiyle birlikte büyük bir mesele oldu, evlenmemek bir
başarısızlık, tamamlanamamış bir proje halini aldı ve başın üzerindeki
bir yüklü bulut gibi, huzursuz ve tedirgin bir aura yaydı.
Yoruldu, pes etti, sabah alarmları artık anlamını yitirdi, her gün birbirinin aynısıydı... ve Allah onları nasıl bilirse öyle yapsındı, evlenemedi.
İnancını yitirdi, ne kalmışsa kendinden topladı, kalkanlarını kuşandı... ve sanki hayat sadece evlilik miydi, evlenemedi.
Sonraaaa.....
Oldu da geçmişte ektiği tohumlardan biri filizlendiği, yerden sürünerek onu takip ettiğinden midir,
Tespih gibi diline yerleşmiş mantraları yerine ulaşmış ve gerekli dalgaları titrettiğinden midir,
Genetik mirasıyla uzlaştığından, dizilimli aile bağlarından bir medet geldiğinden midir,
Verdiği sadakalar, edilen ana-baba-teyze-enişte-amca-hala-dayı-ikinci kuşak kuzen-beşinci dan yenge duaları kabul gördüğünden midir....
Durduk yere, hiç yoktan, hiç olmayacak, hiç görmeyecek, hiç beğenmeyecek biri karşısına çıktı...ve...beklenen eş mucizevi, efsanevi, uhrevi şekilde hayatına dahil oldu.
Tüm aşamalar, takılmadan ve hızlıca geçildi, hedefe bir mıknatıs gibi çekinildi, hiçbir mantra-görselleştirme-totem gerekmeden her şey çorap söküğü gibi çözüldü...
Çeyiz sandıkları danteller değil, o yılların mevsimler-aylar-haftalar-günler-saatler...halinde o küçücük parçalarındaki kalp atışları, gözyaşları, kahkahaları, korkuları, cesareti, gazı ve bulutu oldu. Bir görünmez zar gibi o mutlu çiftin üzerine örtüldü.
İnsan kızı her sabah aynı şaşkınlıkla uyandı, her gün yeni bir müjde gibi kulağına çalındı sevgilinin sesi, gözüyle buluşan bakışı, yumuşacık sarmalayışı...
Tüm yaşam koçluğu öğretilerini geride bırakacak ve gereksiz kılacak ayrıntıların, o gerçekleri bilen tarafından kusursuz örüldüğünü ve ona sunulduğunu gördü. Gördükçe şaşırdı, şaşırdıkça normalleşti.
Hayat akarken çeyiz sandığında biriken bilgelik, gönlünce akacak mecra bulamamış sevgi, içinde sıkışmış kalmış heves, yitirmeye kıyamadığı ümit... eşinin sandığıyla birleşti.
Değişim zamanı...
10 yıl önce