16.6.10

Yazla gelen gaz

Sabahları evden çıktığımda serin havanın saçlarımı üfürmesi, servisten iner inmez banka oturup bu sarhoşluğu kitap okuyarak sürdürmem, derinlerden gelen bir deniz kokusu ile yoğrulmam elbette cilveli yazın işi. Buna gün içinde Joy FM'in ruhuma yedirdiği çeşit çeşit gıda eklenince, vücudum iliklerine kadar macun kıvamına geliyor. Bu haller, unuttuğumu dahi unuttuğum beklentilerimi gün yüzüne çıkarıyor, bana dünyamı baştan kurduruyor, yeniden planlatıyor. Gerçekte ne yapmak istediğimi hatırlamamda, yüzümü okşayan bu görünmeyen elin parmağı var.



Sert bir kış geçirdiğimiz konusunda tüm kuzey yarımküre sakinleri hemfikir sanıyorum. Bir yandan hava koşulları, diğer yandan kül ve duman buhranı içimizi kemirdikçe kemirdi. Kendi tarafımda da yoğun mesaili tempom, aralıksız ders çalışma halim, özel yaşamımdaki belirsizlikler ve cânım feleğin birkaç sıkı darbesi de bu buhrana eklenince ister istemez tüm suçu kışa yükledim, bu yazı iple çektim. Nazlı çehresini bir gösterip iki gizleyen yazımız için önce kuvvetli yağmurlarla yıkanması gerekti yeryüzünün ve en nihayetinde kendisine kavuşabildik. İlk iş olarak, severek yapmama rağmen spor salonu aktivitelerimden uzaklaştım, iğde ve ıhlamur kokulu sokaklardaki uzun yürüyüşler ile pilatesi değiş tokuş ettim. Her adımda yüzüm aydınlandı, nerede bıraktığımı hatırlamadığım kendime güvenime kavuştum. Her sene olduğu gibi doğa ile birlikte uyandım, damarlarımda hızlanan kanla birlikte canlandım, aklım başıma gelmeye başladı.

Aklım başıma geldikçe kendime, etrafıma, rutin hayatıma bakmaya; dayatılan hayallerimi, bu hayallerin kaçının aslında bana ait olduğunu düşünmeye koyuldum. Mecburiyetten istediklerimle içten arzuladıklarımı ayırt etmeye uğraştım. Farkettim ki birbirine girift iki farklı açıyla bakmaktan şaşı olmuş gözlerim, odak sorunu yaşamışım, hâlâ da yaşıyorum işin kısası. Yanlış adım atma riskinden de hayli korkuyorum. Sonra Sting nâmeleri sızıyor alçak perdeden, yeniden gevşiyorum...


Tam bulunduğum noktada dondurup hayatımı uzaklara gidebilsem... Sadece kitaplarımın, fotoğraf makinemin, müzik çalarımın ve tabi şişkin bir cüzdanın eşlik edeceği bir seyahate çıkabilsem diyorum. Uzak memleketlere de olabilir bu yolculuk, ucunu bucağını bilmediğim hayal dünyamın içine de. Fikrim hür, vicdanım hür olsun. Daha farklı yerlerde gezeyim, daha farklı konularda okuyayım, çeşit çeşit milletten insan tanıyayım. Bildiklerim çoğalsın, tüm gözeneklerimden fışkırsın ışığım, bu ışıkla kendim de besleneyim.

Ta derinden bir yaz geldi meydâne. Ateş topu gibi bir yazımız oldu, bir tek ben miyim şikayet etmeyen? Yakar top gel de beni vur diyesim var, vur da oyundan çıkayım. Kendimi bulmaya, oyunda neden olduğumu, hangi tarafta oynamak istediğimi çözmeye dalayım yeniden. Baktığım yerler -bitmek bilmeyen uzun gün ışığınla- aydınlık dursun. Keşfederken yükseleyim, yükseldikçe ruhum çözülsün. Öyle bir gerineyim ki, kilitlenmiş vücudumun boğumları açılsın. Kaldığım noktadan takır takır işlemeye devam edeyim sonra, bıraktığım izden güç alıp yenilenmiş planlarıma adayayım kendimi.

24.3.10

Bahar nerdesin?


Zor bir kıştı. Hem zor, hem soğuk. O kadar üşüdüm ki, yazın en hararetli sıcağı gelse ancak ısıtır beni. Ki, en boğucu gününde bile şikayet etmeyi düşünmüyorum. Gelmesini ne kadar kuvvetli dilesem o kadar geç kalıyor bahar. Dallarda açan çiçekler de yollarını şaşırdıklarından şüphe ediyor olmalılar. Hayır hayır, cemrelerin düştüğü mevsimdeyiz, doğru geldiniz. Amma ve lakin mevsim sizi tutturamadı.

Günler uzadı, iş çıkışları aydınlık. Bir nebze ferahlık sağlasa da, ucuca eklenemiyor, toplanarak çoğalmıyor. Güneş çok nazlı bir sevgili, heveslendirip kaçırıyor yüzünü. Daha fazla özletiyor, ardından baktırıyor. Sonrası yine soğuk, sımsıkı pencereler, kat kat kıyafetler...

Bir türlü tepede göremediğimiz güneşin bulutları yarmasını, kendini adamakıllı göstermesini ve tüm enerjisini iliklerime enjekte etmesini bekliyorum. Günler uzasın, yürüyüşler artsın, sporlara gidilsin, forma girilsin istiyorum. İşler azalsın, yükler boşalsın, kafalar rahatlasın artık, ne olur.